top of page

Araştırma Blogu

  • Yazarın fotoğrafıMurat BARIŞ

İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu 6 Ekim'de kutlanmaktadır. Hal böyle iken İstanbul'dan son İngiliz askerinin ayrılışı 2 Ekim’dir. Peki 2 Ekim'de gitmiş olan İngiliz askerinin kutlamasını neden 6 Ekim'de yapıyoruz? Son Arabic zırhlısı ile giden İngilizler 2 Ekim'de ayrıldılar, Dolmabahçe limanından gittiler. Niye 2 Ekim değil, 6 Ekim? İşte bu iki tarih arasında, bu 4 gün içerisinde çok önemli şeyler oldu.


İstanbul'un kurtuluşu aslında diğer illerimizin kurtuluşundan farklıdır. Bir Bursa'nın, bir Bilecik'in, bir İzmit'in kurtuluşu gibi değildir. Törenle İstanbul'da, Tarabya'da İngiliz subayları ile Türk subayları bir araya geldiler. Çayırlık alanda, bir garden parti verildi. Karşılıklı güzel bir ortamda, nezih bir ortamda Boğaz'a bakarak çaylar, kahveler içildi ve İngilizler ondan sonra törenle ayrıldılar İstanbul’dan. O zaman küçük bir Türk askeri birliği vardı. Bunlar Dolmabahçe limanında havaya ateş ederek İngilizleri selamladılar. İngiliz askerleri gemilere bindi ve gittiler. Peki bu nasıl kurtuluş oluyor? Yani kurtuluş, düşman kaçar da arkadan kovalar, kurtuluş budur. Şimdi burada ne oluyor? Bakın İngilizler Çanakkale'yi geçmek için 500 bin asker zayiat verdiler. Çanakkale'yi niçin geleceklerdi? İstanbul'u elde etmek için. Peki İstanbul'u elde ettiler, 5 yıl İstanbul'da kaldılar da neden törenle Levazım partilerle gayet memnun bir şekilde İstanbul'dan ayrıldılar ve dönmediler. İstanbul'u bırakmamak için ellerinden geleni yapmadılar. Galiba meselenin düğüm noktasına doğru yaklaşıyoruz.

 

"Lozan", çünkü Türkiye Cumhuriyeti Lozan'ın bir eseridir. Eğer Lozan'da izin verilmeseydi, Lozan'da bizim bağımsızlığımızın tanınması söz konusu olmasaydı, Türkiye Cumhuriyeti kurulamayacaktı. Türkiye Cumhuriyetin tapusu diye sık sık söylenmesinin sebebi işte budur. Ama bu aslında çok övünülecek bir şey değildir. Çünkü tapu sonunda bir tapu dairesine götürür bizleri. Tapu dairesi kim, tapu dairesinde kim var? Bize Cumhuriyetin tapusunu kim verdi? İngilizler mi verdi? Bunu mu demek istiyorsunuz? Türkiye'de tarih yeniden yazılmalı, işte Lozan Türkiye'nin tapusudur diyorsan, tapu dairesinin müdürünün kim olduğunu da bileceksin. Tapu Dairesi Müdürü İngilizler de Lord Curzon, çok önemli bir İngiliz Dışişleri bakanıdır. Lozan'da Lozan’ı o yönetmiştir, Başkan odur. Bakın Türkiye'den hiçbir temsilci, hiçbir komisyonda başkanlık yapamamıştır. Hiçbir komisyonun başkanı Türk değildir, Türkçe yoktur ve bütün komisyonlar Fransız, İngiliz ve İtalyan başkanlar tarafından yönetilmiştir. Biz sadece oraya katılımcı olduk, kendi dilimizle konuşamadık ve kendi dilimizle müzakere edemedik. Lozan'ın sonuçlarından bir tanesi Türkiye'de bir sağlam bir yönetimin, yeni bir yönetimin kurulması idi. Bu karara bağlandı. Lozan'ın 1923 yılının ağustos ayında imzalanmasından bir ay sonra ikinci Türkiye Büyük Millet Meclisi onayladı. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi onaylamayı uzattı. Ali Şükrü Bey, Lozan'ı onaylayacak olan meclisin en ateşli müdafi ve muhalifi idi. O tasfiye edildi, birinci Meclis dağıtıldı, ikinci meclis ancak Lozan'ı tasdik etti ve onayladı. Yunan Parlamentosu onayladı ama İngiliz, Fransız ve İtalyan parlamentoları asla onaylamaya yanaşmadılar. Eğer Lozan'da dayatan taraf bizdiysek, resmi söylem öyle söylüyor, masaya yumruğunu vuran, imzalayın şunu diyen bizdiysek, niçin önce biz onayladık da meclisimizden geçirdik.

 

İngiliz, Fransız ve İtalyan Parlamentosu ve diğer ülkeler bunu bir türlü Meclislerine de getirmediler. Bakın bu sorunun cevabı yok demek ki. Aslında çok da öyle zafer değil Lozan, hala üzerinde tartışmalar devam eden, karanlık alan Lozan'ın içi. Onun için sonuçları itibariyle İstanbul hala Lozan imzalandığında İngilizlerin elindeydi. Lozan imzalandıktan sonra İngilizlerle Eylül ayında bir protokol yapıldı. Burayı nasıl boşaltacaklarına dair. Bununla ilgili uzun prosedürler konuşuldu ve bu prosedürler sonunda Ekim ayının 2'sine kadar İstanbul'un boşaltılacağı karar altına alındı. O protokolden size birkaç maddeden bahsedeyim.


Protokolde şöyle deniliyor; biz şu şu, tarihte gemilerimizi boşaltıp yavaş yavaş ve nihayet son gemilerimiz 2 Ekim'de ayrılacaktır. 2 Ekim'de ayrılacak olan gemimiz Arabic zırhlısı. O da enteresan. Çanakkale Boğazı'nı geçmeden ve Çanakkale Boğazı'nı geçtikten sonra size telsizle talimat vermeden Ankara'daki atlı birlikleriniz İstanbul'a doğru hareket etmeyecektir. Başka herhangi bir yerden de Bursa'dan, Edirne'den, Edirne'de zaten askerimiz yok, Kocaeli'nden, şuradan buradan trenle gidilmeyecek. Trenle gitmemiz istenmiyor. Kim istemiyor? İngilizler istemiyor. Ankara'dan atlı birlikler hareket edecek. Atlı birlikler de ancak dört günde gelebiliyorlar İstanbul’a. Kendi ülkemizde, kendi şehrimizi İngilizlerin dayatmasıyla kurtardığımızı söylüyoruz. Nasıl kurtarmak? Çanakkale'den çıkıyorlar, telsizle tamam hareket edebilirsiniz talimatını veriyorlar. Ankara'dan birliklerimiz hareket ediyor, 2 Ekim'de hareket edecekler, 6 Ekim'de İstanbul'a girecekler, girdiklerinde düşman yok, 4 gündür İstanbul'da bir tek İngiliz askeri yok ve İngilizler çoktan Akdeniz'i boylamışlar. Dolayısıyla niye 6 Ekim'de kutluyoruz? Çünkü Türk askerinin girişine ancak 6 Ekim'de izin verildi, diğer bölgelerden Türk askerinin girmesine izin verilmedi. Bunu kim kararlaştırıyor? İngilizler.


İngilizler İstanbul'u neden bıraktı? Lozan'da alacaklarını aldılar, Ortadoğu kendilerine kaldı, Fransa'yla İngilizler Ortadoğu'yu paylaştılar ve Türkiye'ye de bir sınır çizildi. Hatay'da bizim sınırlarımızın içinde değildi. O tarihte o kadar garip bir sınır çizildi ki, işte şimdi petrol bölgelerine doğru yavaş yavaş gittiğimizde bunu görüyoruz. Mayınlı bölgede çıkan petrolleri niye tam da bizim sınırımızın olduğu yerde bunlar çıkıyor. Bunların hepsini planladılar ve Türkiye'nin nasıl bir yönetim şekline sahip olacağına dair bir anlaşmaya varıldı. Hilafet kaldırılacaktır, Cumhuriyet kurulacak ve batı ile ilişkiler iyi olacaktı, batı dünyasına ve medeniyetine girecektik, alfabe değişecek, dilimiz değişecek ve kılık kıyafetimiz, hukukumuz, hukuk çok önemli. Tabii Türkiye'deki gayrimüslimler ve yabancılar açısından da bu çok önemli. Batı hukukunu kabul edeceğiz, İsviçre'den hukuk alacağız, İtalya'dan ceza hukukunu, Almanya'dan deniz hukukunu alacağız ve batı medeniyetine geçeceğiz. Bu şartlar kabul edildi ve bu şartlar kabul edilip de hilafetin de kaldırılacağına karar verildikten sonra İngiliz burada niye kalsın? Sonuçta yapmak istedikleri zaten garanti altına alınmış vaziyette. Dolayısıyla İngilizlerin artık burada bulunması onlara zarar verecek ve bu reformlar adım adım Türkiye'de gerçekleşeceğinden İngilizler bundan mutlu olacaklar.


Ve nitekim 1936 yılında İngiltere Kralı Ayasofya'nın da müzeye çevrilmesinden sonra Türkiye'ye gelecek, Ayasofya'yı gezecek, müze yapılmış olan Ayasofya'yı, İstanbul'da bir gece kaldıktan sonra dönecek ve Türkiye ile İngiltere ilişkileri yeniden bahar havasına girmiş olacak. Demek ki İngilizler İstanbul'dan giderken geride bir problem bırakmayacak bir şekilde bir anlaşmaya vararak gittiler. Mutluydular ve bu mutlulukları İngiltere kralının Türkiye'ye gelişiyle de taçlanmıştır.

  • Yazarın fotoğrafıMurat BARIŞ

Türkiye onu 80’lerde “Kızıl Milyarder” olarak tanıdı… Ama o sıkı bir solcuydu!

Emlak'tan madenciliğe, gazete patronluğundan restoran işletmeciliğine birçok alanda faaliyet gösteren şirketler kurdu. 80’lerde TSK’nın F-16 uçaklarının koruma sistemlerinin geliştirilmesi ihalesini bile aldı!

Aynı zamanda sıkı bir STK’cı.. İş insanı, aktivist!


Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan birçok kritik gelişmede ilginç bir şekilde o çıkıyor karşımıza! Dünya genelinde seçilmiş hükümetlere karşı darbeler planlayan George Soros’un Açık Toplum Enstitüsünün Türkiye temsilcisi. Zaman içerisinde “Kızıl Milyarder” olan lakabının “Kızıl Soros” olarak değişmesi de böyle başladı.


Kimse sebebini tam olarak izah etmiyor ama Kavala hem bizim muhalefet partileri hem de AB- ABD için çok ama çok önemli. Yargılaması devam ederken aralarında ABD’nin de bulunduğu 10 ülke onun serbest bırakılması çağrısı yaptı! Sadece Soros ve Batı ülkeleriyle değil terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile de sağlam bir hukuku var.


Tarih 23 Şubat 2013… Yer İmralı Cezaevi… HDP heyetindeki Sırrı Süreyya Önder, terör elebaşına Kavala’dan bahsediyor ve şu sözleri söylüyor: Başkanım, her şeyi konuştuk. Bir de başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok endişeli. Osman Kavala’nın size selamları var. Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediyorlar!


Endişe eden belli ki sadece Kavala değil. Kavala’nın birlikte hareket ettiği yapı-yapılar… Yoksa Önder neden “Endişe ediyorlar” diyerek çoğul eki kullansın ki?

Kavala’nın TV ekranlarında “PKK rasyonel bir örgüt. “PKK’nın silah bırakmasını doğru bulmuyorum” diye başlayan açıklamalarına hiç girmeyelim. Zaten kimsenin ilgisini de çekmiyor değil mi?

Peki Selahattin Demirtaş’a 2013’te “Seni Başkan yaptırmayacağız” dedirtenin Kavala olduğu iddiasına ne diyeceğiz? Kim bu Kavala?


Daha doğrusu kimin, kimlerin adamı?


Ve ortada bir yargı kararı varken neden Kavala’nın bu karar hiçe sayılarak dışarı çıkması gerekiyor?

Hiçbir önyargıya sahip olmadan soruyorum bu soruları… Mantıklı bir açıklaması olan varsa lütfen anlatsın.

Türkiye, zengin kültürel mirası ve tarihiyle tanınan bir ülkedir. Ancak, Türkiye'nin karşılaştığı sosyal sorunlardan biri de sokak köpekleridir. Sokak köpekleri, ülkenin birçok yerinde günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'deki sokak köpeklerinin durumu, karşılaşılan zorluklar ve potansiyel çözüm önerileri ele alınacaktır.



Sokak Köpeklerinin Durumu


Türkiye'de sokak köpekleri, genellikle sahipsiz, terk edilmiş ya da doğrudan sokakta doğmuş hayvanlardır. Bu köpekler, hem büyük şehirlerde hem de kırsal bölgelerde yaygın olarak görülmektedir. Sokak köpeklerinin sayısının artmasında çeşitli faktörler rol oynamaktadır:


  • Terk Edilme: Evcil hayvan sahiplerinin köpeklerini terk etmesi, sokak köpeklerinin sayısının artmasına neden olmaktadır. Ekonomik zorluklar, bilinçsiz hayvan sahiplenme ve hayvanların bakımının zor olması gibi nedenler terk edilme oranını artırmaktadır.


  • Kısırlaştırma Eksikliği: Kısırlaştırma programlarının yetersiz olması, sokak köpeklerinin üremesine ve popülasyonun kontrolsüz bir şekilde artmasına yol açmaktadır.


  • Yetersiz Barınaklar: Türkiye'deki hayvan barınaklarının sayısı ve kapasitesi, sokak hayvanlarının ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Mevcut barınaklar ise genellikle yetersiz donanıma sahip ve kalabalıktır.


Sokak Köpeklerinin Karşılaştığı Zorluklar


Sokak köpekleri, yaşamlarını sürdürebilmek için birçok zorlukla karşı karşıya kalmaktadır:


  • Açlık ve Susuzluk: Sokak köpekleri, düzenli ve yeterli beslenme imkanına sahip olmadıkları için açlık ve susuzlukla mücadele ederler. Bu durum, sağlık sorunlarına ve yaşam sürelerinin kısalmasına neden olur.


  • Hastalıklar: Sokak köpekleri, bulaşıcı hastalıklara karşı savunmasızdır. Parazitler, deri hastalıkları ve kuduz gibi hastalıklar, hem köpekler hem de insanlar için ciddi tehditler oluşturur.


  • Şiddet ve Kötü Muamele: Sokak köpekleri, insanlardan gelen şiddet ve kötü muameleye maruz kalabiliyorlar. Bilinçsiz bireyler tarafından yaralanma, zehirlenme ve öldürülme gibi olaylar yaşanmaktadır.


Çözüm Önerileri


Sokak köpekleri sorununun çözümü için çeşitli stratejiler ve politikalar uygulanabilir:


  • Kısırlaştırma ve Aşılama Programları: Yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile kapsamlı kısırlaştırma ve aşılama programları düzenlenmelidir. Bu sayede, sokak köpeklerinin üremesi kontrol altına alınabilir ve sağlık sorunları azaltılabilir.


  • Eğitim ve Bilinçlendirme Kampanyaları: Hayvan hakları konusunda toplumun bilinçlenmesi sağlanmalıdır. Okullarda, medyada ve toplumsal etkinliklerde, hayvan sevgisi ve sorumluluk bilinci aşılanmalıdır.


  • Barınakların İyileştirilmesi ve Artırılması: Mevcut hayvan barınaklarının kapasitesi artırılmalı ve yeni barınaklar inşa edilmelidir. Barınakların donanımı ve personel eğitimi de geliştirilmelidir.


  • Terk Etmeyi Önleme Stratejileri: Evcil hayvan sahiplenmek isteyen bireyler için bilgilendirme ve destek programları oluşturulmalıdır. Ekonomik zorluk yaşayan hayvan sahiplerine veteriner hizmetleri konusunda destek sağlanabilir.


  • Yasal Düzenlemeler ve Denetimler: Sokak köpeklerine kötü muamele edenlere karşı caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı ve bu düzenlemeler etkin bir şekilde denetlenmelidir. Ayrıca, hayvan haklarını koruyacak yasaların uygulanması sağlanmalıdır.


Türkiye'deki sokak köpekleri sorunu, sadece hayvanların değil, toplumun genel sağlığı ve güvenliği açısından da önemli bir meseledir. Bu sorunun çözümü için kapsamlı ve çok yönlü stratejiler benimsenmelidir. Toplumun tüm kesimlerinin işbirliği ve duyarlılığı ile sokak köpeklerinin yaşam kalitesinin artırılması mümkündür. Bu süreçte, hem bireysel çabalar hem de kurumsal politikalar büyük önem taşımaktadır.

bottom of page